İTALYA GEZİ NOTLARI

İTALYA GEZİ NOTLARI

13 01 2017

İTALYA/MİLANO/CENOVA/PİSA/FLORANSA
 
Bu seferki gezimiz İtalya Milano’ya neden mi?Hem ucuz bilet bulduk hem de avrupada gezmediğimiz birkaç ülkeden biri olduğu için.
Yaklaşık 2 saat 40 dakikalık bir yolculuktan sonra Milano Malpensa havalimanına indik.Malpensa Milano’nun iki havalimanından biri ancak şehir merkezine 50 km uzaklıkta.Gümrük işlemleri içiçn sıraya girdiğimde dikkatimi çeken ilk şey herkese geri dönüş biletlerini sormaları ve görmek istemeleri oldu ama bana hiçbirşey sormadılarJbirde uçaktan iner inmez xray kontrolü var.Havalimanından merkeze 8 € karşılığında shuttle otobüs var tren kullanmak isterseniz 13 € taksi ile merkeze gitmek istersenizde 95 € ücreti var.Biz ilk önce tren dedik ama 3 kişi 39 € fiyatı görünce araba kiralamanın daha ekonomik olacağına karar verdik.Araba kiralarken mutlaka internetten rezervasyon yapın yoksa rezervasyonsuz 2 katı hatta 3 katı fiyat istiyorlar.Önce rezervasyonsuz fiyat sordum 3 gün i,çin Ford Focus marka arabaya 230 € fiyat verdiler internetten rezervasyon yaparak Fiat Panda arabayı 3 gün için 54 € ya kiraladım hatta ekstra sürücüde hediyeydi.Araç işlemlerini hallettikten sonra önceden ayarlamış olduğumuz otele doğru yola çıktık otelimiz şehir merkezine 9 km uzaklıkta Degli Arcimbeldi adında bir oteldi 2 oda ücretsiz wifi ve kahvaltı dahiltoplam gecelik 126 € ya konakladık tabii oteli yine Booking.com adresinden ayarladık.
 
Otele doğru giderken daha doğrusu havalimanından merkeze doğru giderken yolun küçük bir kısmında otobana giriyorsunuz ve 1.70 € ücreti var bu ücreti ister nakit isterseniz de kredi kartı ile ödeyebilirsiniz.Otelde otopark mevcut ama günlük 8 €ücreti var.
 
Otele ulaşıp işlemlerimizi hallettikten sonra şimdi sıra şehri keşfetme ve gezme vaktinde.Kiraladığımız araçla merkeze doğru yola çıktık ama ilk önce güvenli bir park bulmamız gerekiyordu,biraz dolaştık ama en sonunda saati 3 € ya bir park bulduk ve enterasan olan park asansör sistemli her noktaya yatay ve dikey olarak asansörle park ediliyor buda enterasandı.
 
Araç işide tamam olduktan sonra  ilk işimiz hemen yanımızdaki Piazzo del duomo meydanındaki Milano katedralini gezmek oldu.

  
Milano katedralini görünce insan eliyle yapılmış olduğuna inanamayacaksınız adeta dantel gibi işlenmiş bu katedrali gezmek ve görmek için bile Milano’ya gelinir.Bu katedralin içini gezmek isterseniz 20€-38€-58€ gibi rakamlar ödersiniz çünkü birkaç farklı tur var katedral içinde kule bileti ile katedral bileti ayrı satılıyor buna dikkat etmelisiniz.Milano Duomo katedralinin yapımına 1386 yılında başlanmıştır ve yapımı 500 yıl sürmüştür.Bu katedral avrupanın en büyük 4.katedrali ve Milano’nun en önemli simgelerinden biridir. Buradan çıktıktan sonra Galleria Victoria Emmanuel 2 adındaki tarihi bir alışveriş merkezini gezmeye gidiyoruz.Bu avm tabanındaki mozaik işçiliği tavanındaki demirler ve atmosferi için mutlaka görülmesi gereken bir yer ayrıca dünyaca ünlü Gucci,Prada,Armani,Lois Vuitton gibi markaları içinde  bulunduruyor.

  

Yemek işine gelince bu ülkenin en meşhur yemekleri olan pizza ve makarna yemeden olmazdı elbet,bu kadar yorulduktan sonra hem dinlenmek hemde yemek yemek için merkezde küçük bir restorana oturduk pizza ve deniz mahsullü spagetti yedik ortalama pizza 8 € spagetti 12 € idi.Yemeğin ardından Sforzesco gezmeye gidiyoruz.Bu ev çok uzun yıllar boyunca Milano’yu yöneten ailelerin evi olarak kullanılmış şimdi ise içinde birkaç müzeyi barındıran bir yapı olmuş.Tarihte ise bu kale 15 yy. da Fracesco Sforza tarafından yaptırılmış.Ayrıca Michelengelo’ya ait yarım kalmış olan Pietarondan eseri burada sergilenmektedir.14.yy. a ait olan Barnaboviscanti’nin mezarıda bu müzede yer almaktadır.Kaleyi dolaştıktan sonra hemen arkasında bulunan Senpione parkını gezmelisiniz neden mi?Bu parka kalenin içinden geçerek ulaşabilirsiniz şehrin en büyük parkı ünvanınada sahi bu parkta yeşilin her tonunu görebilirsiniz.Parkın içerisinde çeşitli bölgelerde yapay göletler mevcut ve bu parkta barış takı bulunmakta.Bu takın bulunduğu yer Paris ve Milano’yu birbirine bağlayan yeni Senpione denilen yolun başlangıcını işaret ediyor 1807 yılında birinci Napolyon tarafından Luicicagnolaya yaptırılmış.Bu parkı gezdikten sonra şehri biraz daha dolaşıp dinlenmek için otelimize doğru yola çıktık.
 
Sabah otelimizde kahvaltımızı yaptıktan sonra Como gölüne doğru yola çıkıyoruz;
 
COMO GÖLÜ:

      
 
İtalya’nın kuzeyinde Lombardia bölgesinde bulunan buzul kökenli bir gölüdür.Como gölü 146 kilometrekare yüzölçümü ile İtalya’nın en büyük 3. Gölüdür ve hatta bu gölün çevresinde dünyaca ünlü isimlerin evi bulunmaktadır.(MADONNA,GEORGE CLOONEY,SLYVESTER STALLONE,RONALDİNHO …)Göl Y harfi şeklinde görünmektedir ve çevresinde irili ufaklı birçok kasaba barındırmaktadır.Göl üzerinden tüm bu kasabalara feribotlarla ulaşabilirsiniz.Milano merkezden yaklaşık 45 km uzaklıktadır bu yolun bir kısmı otoban olsada çoğu kısmı tıpkı karadeniz gibi yeşillik ve çok virajlı dağ yollarıdır.Gölü yemyeşil dağlar çevrelemiş,iki katlı ahşap evlerde göle ayrı bir renk katmıştır.Tüm bu güzellikleri, tepeden görmek isterseniz merkezde bulunan füniküler ile tepeye çıkarak tüm Como’ya kuşbakışı bakabilirsiniz (ortalama fiyat 5.5 € gidiş dönüş)arabaylada çıkma şansınız var ama yolu bulabilirseniz tabii)))Yukarıda kilise,şelale gibi birçok tarihi mekan ve güzellik bulunmakta.Como gölünde tekne turuda yapabilirsiniz.İtalya’da daha çok yer gezmek ve görmek için Como gezimizi burada bitirip Cenova’ya (Genoa) doğru yola çıkıyoruz.
 
Cenova/Genoa:
 
Avrupa’da tarihi şehir merkezi olarak bilinen en büyük şehir Genovadır.Ultra dar sokakları,geçitleri ve onların açıldığı meydanları vardır.Genova tarihte Ceneviz’in başkentidir.Ünlü kaşif Crhistoph Colomb’un da doğduğu şehirdir.Genova Limanında Crhistoph’un gemisi turistler tarafından en çok ilgi gören yerdir.Geminin sol tarafında ise avrupanın en büüyk akvaryumlarından biri olan Genova Akvaryumu vardır.Genova Limanı halen İtalya’nın en büyük limanı,Akdenizin ise ikinci büyük limanıdır.Küçük dar sokaklardan Rönesans ruhunu yansıtan kiliselere oradanda küçük bir meydana ulaşıyoruz.Bu sokaklar ülkemizdeki Karaköy ve Galata’ı andırıyor.Yemek için oturduğumuz yer küçük ve sevimli bir kafeydi.Burada pizza ve lazanya yemeyi tercih ettik.İtalyanın genelinde olduğu gibi Genovada da birçok kilise,cathedral ve tarihi yapıya rastlayabilirisiniz.Genova gezimizden sonra Portofinoya doğru yola çıkıyoruz.
 
Portofino:

   
 
Dağların yamacından sahile paralel olarak gittiğimiz yolda ilk önce dikkatimizi çeken yer Redco oldu.Su topu sporu ile ünlü olan bu küçük kasaba hem fotoğraf tutkunları hemde amatör balıkçılar için çok uygun bir kasabadır.Kıyı şeridindeki kasabaların hangisinin bitip hangisinin başladığını ancak tabelalardan anlıyorsunuz.Redco şehrinin bittiği yerde Rappallo onun bittiği yerde Santa Margarita onunda bittiği yerde Portofino başlıyor.Portofino her zaman İtalyanın en sosyetik en rağbet gören en pahalı tatil beldesi olmuş.Hollywood ünlülerinin tatil mekanı olarak biliniyor.Portofinoya çok dar ve virajlı yollardan ulaşabiliyorsunuz.Sanki yol hiç bitmiyormuş gibi gelsede Portofinoyu görür görmez buna değdiğini anlarsınız.Portofino ismi Fine Port güzel liman anlamına geliyor ve bu isim kesinlikle ismini fazlası ile hak ediyor.Portofino koyunu gezmek sadece 10 dakikamızı aldı.Çok küçük ama görsel olarak görünmesi gereken bir yer.Portofino dünya mirasları listesinide yer aldığından binalara kesinlikle dokunulamıyor ve yeni yapı yapılamıyor.Bu nedenle var olan oteller çok pahalı.Hemen deniz kenarında bir bara oturup içeceklerimizi içerken çevreyi seyre daldık.Yaz döneminde Portofinonun merkezi lüks tekneler ile dolu olduğundan denize girilemiyor ama yakın koylarda çeşitli koylar mevcut.Tepede bulunan Castello Brown kalesine yokuş bir yoldan çıkılıyor.Bu yol yorucu ama manzara için kesinlikle çıkılır.Bu kale 17. Yyde Cenevizliler tarafından savunulma amacından yapılmıştır.Bu güzel manzarayı fotoğraflayıp anılarımıza kaydettikten sonra kalacağımız yer olan Santa Margaritaya doğru yola çıkıyoruz.
 
 
Santa Margarita:
 
Burası hemen Portofinonun yanında bulunan bir sahil kasabası.Büyük ve çok güzel bir yat limanı var.Otelimize yerleşip güzel sokakları ve sahili dolaşmak için çıkıyoruz.Sokaklar tarihi kalıntılar ile dolu.Çok güzel dükkkanlar ve kafeler sahil boyu sıralanmıştır.Bu kafelerden birinde oturup denizi seyrettikten sonra dinlenmek için tekrar otele geri döndük.Sabah otelde kahvaltı yapar yapmaz Pisa Kulesini ve Floransayıda görebilmek için erkenden yola çıktık.Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuktan sonra Pisa kulesine ulaştık.
 
Pisa:

      
 
Pisa şehri italyanın kuzeyinde bulunuyor.Pisanın en önemli ve en dikkkat çeken tarihi eseri teknik bir hatadan dolayı eğik olan Pisa Kulesidir.Ve bu kule yapım hatası nedeniyle süre gelen süre zarfında popüler bir turistik mekan haline gelmiştir.Yapan mimar bile yıllar sonra bu yaptığı hatadan bu kadar ünlü bir mimari eseri dünya tarihine bırakacağını tahmin edememiştir.Pisa Kulesi 56 metre yüksekliğinde ,6 sütun üstüste oturtularak meydana gelmiş.Sadece mermer kullanılarak yapılan bu kulenin 8. Katında çan bulunuyor.294 basamak çıkılarak kulenin en üstüne çıkılabilinmekte.Ama her defasında sadece 30 kişinin çıkmasına izin verildiği için çok uzun kuyruklar vardı.Bu nedenle kulenin üstüne çıkamadık.Kulenin çevresi fotoğraf çeken turistler ile dolu ve tabiki bir çoğu klasik pozlar vermeye çalışıyordu(kuleyi düzeltmeye çalışmak,kuleyi tutmak vb.).Yol boyunca sıra sıra dizilmiş hediyelik eşya satan dükkanlar var diğer yerlere göre hediyelik eşyaların çok daha uygun olduğunu söyleyebiliriz ve kesinlikler pazarlık yapın.Pisa gezimizden bir sonraki durağımız olan Floransaya doğru yola çıkıyoruz.
 
Floransa:


 
Floransa gezilecek yerler bakımından İtalya başta olmak üzere Avrupa’nın en önemli şehirlerinden biri. Rönesans’ın doğum yeri olarak bilinen ve bir dönem İtalya Krallığı’na da başkentlik yapmış olan Floransa’da gezilecek birçok önemli nokta bulunuyor.gezip görülecek pek çok tarihi bina ve yapı var ve Hepsi de hemen hemen birbirine yakın olduğu için çok kolay bir şekilde gezilebilmekte. Adeta bir açık hava müzesi olan ve Arno Nehri etrafında kurulu olan bu kent, birbirinden güzel tarihi yapıları, sanat merkezleri, müzeleri ve meydanları ile herkesi ilk görüşte kendine aşık eden muhteşem bir şehir. Sadece şehrin sokaklarında yürümek bile çok güzel bir duygu.
Biz Floransaya ulaştığımızda hava kararmak üzereydi Ve kesinlikle heykellerin ve tarihi yapıların ışıklandırılmış hali çok etkileyiciydi. Şehir çok hareketli ve kalabalıktı.
Floransa’nın sokakları adeta zaman makinesi gibi, tarihi Floransa’yı gezerken kendinizi yüzyıllar öncesinde hissediyorsunuz. Bu kadar küçük bir şehrin nasıl bu kadar tarihi içine sığdırdığı ve bunu hala koruyabiliyor oldukça şaşırtıcı geliyorşehirde görülmesi gereken her yeri birbirlerine çok yakın olduğu için kolaylıkla yürüyerek gezebilirsiniz.
Öncelikle ulaştığımız yer Piazza del Duomo - Duomo Meydanı oldu

  
1436 yılında, yaklaşık 150 yılda tamamlanan, dev kubbesi ile Brunelleschi’nin Duomo’su bugün bile Floransa’nın en yüksek yapısı olma özelliğini korumaktadır. Roma’daki, 43 metre genişliğinde kubbesi olan Pantheon’dan esinlenilen ve saygıyla bir metre daha küçük yapılan Duomo aslında o kadar büyüktür ki modern ekipmanların bulunduğu yakın zamana kadar benzeri inşa edilememiştir
 
 
 
  Hemen duomo meydanı yakınında Giotto’nun Çan Kulesi bulunuyor.
İnşası 1359 yılında tamamlanmış. En yüksek noktası 84,7 metre olan çan kulesinin en üst noktasında yer alan seyir terasına 414 basamakla çıkabilirsiniz. Asansörün olmadığı yapıya çıkmak oldukça zahmetli olsa da en üst noktadan Floransa’nın muhteşem manzarasını seyretmek olağanüstü bir deneyim sunuyor. Bu çan kulesinin üzerine ücretli olarak çıkıp ordan manzarayı izlemek mümkün. Ama kuleye 414 basamak sonrasında ulaşabileceğinizi hatırlatmak isterim J
 

Aslında bu çan kulesi meydanda yer alan Floransa Katedrali‘nin bir parçası. Kule tam bir gotik mimari eseridir. Giotto tarafından tasarlanmıştır. Yapı son derece gösterişlidir. Dışı mermer süslemelerle doludur.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ponte Vecchio Köprüsü
 
Şehrin bir diğer simge yapısı olan bu köprü Floransa’da bulunan en eski ve en ünlü köprüdür. Uffizi ve Medici Sarayı’nı birbirine bağlar ve 1345 yılında inşa edilmiştir.
Ponte Vecchio köprüsün gerçekten hem hikayesi hem de mimarisi olarak görmeye kesinlikle değer ve oldukça ilginç yapılardan biridir.İkinci dünya savaşı sonrası zarar görmeyen tek köprüdür.
O dönem halk tarafından sevilmeyen mediciler halkın arasına karışmak pek istemezler. Bundan ötürü nehrin üzerinden halk arasına karışmadan rahatça geçebilecekleri bir çözüm üretmeye çalışırlar. Sonunda akıllarına böyle bir köprü gelir ve köprü nehir üzerine kapalı bir gizli geçit şeklinde yapılır.
Köprüyü gezmeye gittiğinizde köprüde kuyumcuları görüceksiniz. Aslında bu geçit yapıldığında burada kuyumcular değil dericiler varmış. Bu küçük küçük dükkanlar hep deri imalatı yaparmış. Ancak I. Ferdinand  gizli geçitten geçerken dericilerin etrafa yaydığı kokudan rahatsız olmaya başlamış ve dericileri buradan kovarak yerlerine kuyumcuları getirtmiş.
Günümüze kadar son derece başarılı bir şekilde korunan bu köprüyü siz de Floransa’ya gittiğinizde gezmelisiniz. Ayrıca köprü üzerinde bazı noktalarda panoromik şehir manzarası da mevcuttur. Bunun yanında köprü üzerinde Floransalı kuyumcu ve heykeltıraş Benvenuto Cellini’nin büstüde yer almaktadır.
 
 
 
 
 
 
 
    
 
 
 
 
 
 
 
 
Adeta bir açık hava müzesini andıran Signoria Meydanı, Floransa’nın en büyük 2. meydanı olup meydan ve çevresinde birçok önemli yapı yer alır. Meydanın ortasında yer alan “Davud” heykelinin repkilası, Vecchio Sarayı, Neptün Çeşmesi ve Loggia dei Lanzi, meydandaki en önemli yapıların başında geliyor.
Bu eşsiz heykellerin bulunduğu meydanı gezmek ücretsizdir. Bunun yanında meydanda Michael Angelo’nun David adındaki çalışmasının da bir kopyası yer almaktadır. İtalya için son derece önemli olan bu heykellerin toplandığı meydanı gezmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Meydan oldukça keyifli ve canlıdır.
 
 
 
Michelangelo Davut Heykeli
Michelangelo oldukça başarılı ve oldukça ünlü bir ressam ve heykeltıraştır. Floransa’nın neredeyse her yerinde ona ait eserleri görmek mümkün. Özellikle Floransa’da adı en çok geçen sanatçılardan en önemlisidir ve resmen Floransa’nın sembolü de olmuştur.
 
Heykelin boyu 5 metre 17 cm dir. Heykel mermerden yapılmıştır ve çıplak bir erkeği temsil eder. Yapı adından da aslında anlayacağınız gibi İncilde yer alan Davut karakterini sembolize eder. Meydana gittiğinizde bu güzel heykelin önünde birbirinden meraklı bir turist kafilesi göreceksiniz. Çünkü heykel gerçekten çok ünlüdür. Onun resmini çekebilmek için turistler adeta birbirleri ile yarışır.
Meydanda yer alan bu etkileyici heykel zarar görmemesi için buradan alınıp Accademia Gallerye taşınmıştır. Yerine ise heykelin bire bir kopyası yerleştirilmiştir.
Davut Floransa’nın önemli sembolleri arasındadır. Zaten Davutun yer aldığı meydan sırf böyle etkileyici heykellerle doludur. Hepsi de birbirinden ihtişamlıdır. Bu meydanın değişik bir havası vardır. Gece bambaşka bir renge bürünür ortam. Gündüzü de gecesi de oldukça etkileyicidir. Burada kendinizi çok etkileyici bir açıkhava sanat müzesinde hissedeceksiniz.
.


 
 
 


Yorum Bırak

250 Karakterden fazla giriş yasaktır.

Booking.com