PORTEKİZ GEZİ NOTLARI

PORTEKİZ GEZİ NOTLARI

10 02 2017

Porto / Portekiz
Portekiz’in ikinci büyük şehri dir ama çok büyük bir şehir olmadığından 2 günlük sürede tüm şehrin altını üstüne getirebilirsiniz.. Ayrıca Porto tam anlamıyla bir liman şehridir. Bildiğiniz üzere Porto şarabıyla ünlüdür, aslında Porto’nun gelişmesinde büyük rol oynayan  en önemli şey Porto şarabı ihracatıdır. Roma İmparatorluğu döneminde  Douro Nehri’nin kenarına nehre bakan teperler üzerine kurulu olan bu şehir Roma İmparatorluğundan ayrıldıktan sonra Arapların elinde olması nedeniyle sınır kentı olarak kaldığı için uzun süre gelişememiştir… Bu yüzden 17. Yüzyıldan sonunda İngiliz ticaretine açılıan Porto Şarabı sayesinde gelişmiştir. Porto’nun kuzey yakasında bulunan tarihi Ribeirada UNESCO Dünya Miras Listesine alınmış.
Porto çok büyük bir şehir olmadığından ucuz otel bulmak için çok araştırma yapmadık çünkü zaten merkez  hem her yere yakın hemde zaten araç kiralamıştık. Costo do Sol diye bir otelde kaldık ve kahvaltı dahil çok uygun fiyatlıydı.



Resepsiyonda biraz dil konusunda sıkıntı yaşadık çünkü ne yazıkki onlar İngilizce bilmiyordu bizde ne yazıkki Portekizce ve İspanyolca bilmiyorduk.  (Bu gezimizden sonra aslında İspanyolcanın en az İngilizce kadar önemli olduğuna kanaat getirip Türkiye’ye döner dönmez Ispanyolca kursuna başlamak olacak. )Sabah otelimizde kahvaltı yaptıktan sonra  şehir merkezi için yola koyulduk zaten sadece 10 dakika uzaklıktaydık..
Bu güzel bilgilerden sonra size şehri adım adım anlatacağım… Öncelikle o kadar  ilk durağımız olan şarabın üretildiği Douro bölgesine gittik ve şarapların saklandığı Gaia bölgesini gezdik. Gaia bölgesinde Porto için çok önemli olan Luis köprüsüne geldik,

  

Bu köprü Porto ile Gaia bölgesini birbiribe bağlıyor. Yapım tarihine baktığımız zaman 1886 yılı çok uzun bir zaman ama köprü o kadarda eski durmuyordu. Köprüde 2 geçiş katı bulunuyordu, üst katında hem tramvay hemde yaya yolu mevcuttu , alt katında araç yolu vardı aynı zamanda yine yaya yolu vardı. Köprüyü kesinlikle yürüyerek geçmenizi tavsiye ediyoruz, giderken üst katını kullanıp harika resimler çekip dönüşünü alt katı kullanıp yine çok güzel kareler yakaladık. Fotoğraflarınızın daha güzel çıkmasını istiyorsanız ya sabah çok erken  ya da akşam gün batımında çekmenizi tavsiye ederiz. Köprünün üst katından karşıya doğru yürüdük Aralık ayı olmasına hava güneşli ve iç açıcıydı, etrafta portakal bahçeleri vardı ve hala portakal ağaçlarında meyveleri duruyordu. Köprüden karşıya geçtikten sonra şato gibi görünen Porto Katedraline vardık, inanılmaz büyük görünüyordu ve etrafında surlar geçiyor gibiydi. Bunun nedenini araştırdık

  

Porto Katedrali şehri korumak içinde kullanılmış. Bu Katedral içinde  önemli olan başka bir şeyde, Katedralin dış tarafında gümüş detaylar bulunuyormuş ve bunların üzerini alçıyla kapatıp çok zaman sonra alçıları kaldırmışlar. Katedralin hemen yanında çok güzel bir kilise bulunuyordu , bu kilisenin adı Sao Fransisco kilisesiydi. Bu kilisede çok güzel ve değerliydi çünkü içerisinde işlemelerin tümünün altın kaplamaymış.
Katedralden sonra aşağıya ,nehir kıyısına doğru  yürümeye  devam ettik. Yollar çok eğimli ve sokaklar inanılmaz dardı. Aşağıya doğru inerken çoğunlukta merdiven kullandık, dikkatimizi çeken diğer bir ayrıntı dar sokaklardakı evlerin çoğunun dış kısmının çini ile yapılmış ve kimse buna zarar vermemişti. 

      
Aşağıya nehir kıyısına indiğimizde inanılmaz güzel bir manzara vardı , Duoro Nehri…. Nehrin kenarlarında ilginç görünümlü tekneler mevcuttu, bu tekneler  şehir turu düzenliyorlardı. Yaklaşık 50 dakika süren bu turlar Portoyu daha iyi tanımak için çok mantıklı , fiyatlarıda çok pahalı olmayan  ,bu güzel tekne turları kişi başı 13 € civarındaydı. Tur bittikten sonra köprünün  alt katında geldiğimiz yöne doğru köprüden fotoğraf çekerken nehirde kano yapanlar gördük  , çok güzel görünüyorlardı. 

  

Karşıya geçtikten sonra yokuş yukarı çıkarken yolun yan tarafında şarap mahzenleri vardı sırayla dizilmiş gibi hepsi aynı renkti. Yukarı çıktığımızda zaten nehir kenarında görüdüğümüz teleferiğe vardık… Teleferiğe binmeyi unutmayın lütfen oradada çok güzel kareler yakalayabilirsiniz. Teleferik kişi başı 8 € ve ek olarak şarap evinden 2 kadeh şarap içmeniz için kupon almayı unutmayın. Teleferik çok kısa sürüyor ama binmeye değer, yaklaşık 5 dakikada 600 metre civarı yolu tamamlıyorsunuz. Teleferikten sonra  tekrar şarap evlerinden yürüdük hiç sıkılmadan.
Gaia bölgesini bitirdikten sonra müzeleri ziyaret etmeye karar verdik. Portoda bir çok müze mevcut, sanat müzeleri ve tabiki şarap tarihi müzeleri, eski borsa binasıda müze olarak kullanılıyordu hepsine vakit ayırmanızı tavsiye ederiz.
Porto ; nehir, deniz ve okyanusla çevrili olduğu için yemek kültürleri daha çok deniz ürünleriyle yapılan yemekleri deneyin; gerçekten çok başarılı. Tarihi yapısıyla ünlü Majestik Kafede Porto’ya ait bir çok lezzeti burada tadabilirsiniz.
Şehrin her tarafından görülen ve çok dikkatimiz çeken başka bir şeyde kuleydi. Şehrin tam ortasındaydı , bu kulenin adı Clerigos kulesiydi.

  

Şehrin her tarafından görünen bu kuleye çıkıp , Portonun güzel manzaralarını izlemekte mümkün. Kule 76 metre yüksekliğinde  240 basamakla çıkılabiliyor. Fiyatı kişi başı 3 €’du. Kulenin hemen karşısında bir kütüphane vardı; bu kütüphane Lello kitapevi olarak geçiyordu. Buranın özelliği iki katlı yapıyı birbirine bağlayan merdivenler inanılmaz güzel görünüyordu. Merdivenler ahşap görünümlü alçıdan yapılmış.
Son olarak da Porto’nun Atlas okyanusuna kıyıları olduğundan bahşetmiştik; burada evler çok güzel görünüyordu çünkü zengin yaşadığı bölge. Bu bölgede plajlar mevcut ve okyanus kıyısında yürüyüp manzarada kaybolacaksınız. Yürürken Fish Net heykelini, Sao Francisco Xavier  ile Joao Baotsita Da Foz kalelerini gezebilsiniz.  Porto gezimizin sonuna geldik umarım yardımcı olabilmişizdir. 

Lisboa / Portekiz

Porto’dan sonra 290 km uzaklıkta olan aşk şehri olarak da bilinen Lizbon için aracımızla yola koyulduk. Yaklaşık 2.5 saat süren yolculuğumuzda otobanlar biraz pahalı gibiydi yaklaşık 16 €’du. İsterseniz acınız yoksa trenlede geçebilirsiniz çünkü düzenli olarak Porto’dan Lizbon’a  seferler bulunuyor, seferler çift yön 60 € civarında…
Güzel ve hızlı yolculuğun ardından otele giriş yaptık, yine Porto gibi şehir merkezine çok uzak olmayan Dugue de Saldanha diye otel olarak geçen ama aslında bir dairede odaların kiraya verildiği küçük güzel bir apart balkondaki manzaralar bile güzel   Derler ki Avrupa’da 7 tepe üzerine kurulu üç şehir var ; bunlar İstanbul , Roma ve Lizbon … Gerçektende öyle birazdan size bu eşsiz güzellikten bahsedeceğim Lizbonda aşk başka gibi...
Otelimizde check-in işlemlerini bitirip şehir merkezine doğru yola çıktık yaklaşık 15 dakika sürdü, aracımızı şehrin tam ortasında kapalı bir otoparka parkettik, çünkü etrafta araba çekicileri çok fazlaydı Türkiyedede  kullanılıp denenmiş ama şu an kullanılmayan bir sistem vardı tekerleklerin önüne araba hareket etmesin diye bir kilitleyici demir mekanizma konuluyordu kokrtuk doğrusu …  Park ettikten sonra  en ünlü meydana 2 dakikada vardık; Commercio Meydanı,

      
Şehrin kapısı gibi duruyordu ve sahilin hemen yakınında çok güzel bir manzara vardı…



Commercia meydanının hemen önünde atlı bir heykel vardı .. Gittiğimiz tarih yeni yıldan 1 gün önce olduğu için meydana defasal sahne yapılmış öğle saatleri olmasına rağmen müzikler çalınıyordu ve insanlar çok samimi şekilde eğleniyorlardı. Etrafta en çok dikkat etmeniz gereken şeylerden biri omzunuza vurup değişik tipli zaten korkasınız Marihuana diyip elindekini gösteriyorlar… Bunlar satıcı ve kesinlikle muhattap olmayın.  Meydanda gezindikten sonra yürüme mesafesi 10 dakika olan Tarihi Santa Justo Asansörüne geldik..



Lizbonun bir başka özelliği çıkmaz çıkmaz dik yokuşları kolayca ulaşmak için tramvaylar mevcut . Bu asansörü Gustave Eiffel’in arkadaşı Raul Mesnier du Ponsard tarafından 1902 yılında hizmete girmiş ve 45 m uzunluğundadır.  Ayrıca bu asansörün amacı Baixa ile Bairre bölgesini birbirine bağlamak… Asansörden neredeyse bütün şehri görebilirsiniz, çok güzel manzaralar mevcut. Asansörden sonra yukarıdan görülen Sao Jorge kalesine muhakkak uğramanız gerekir. Kaleye tramvay kullanarak rahatça ulaşabilirsiniz ; yürümenizde mümkün . Tramvayda indiğimiz yer Güneş kapısı  olarak biliniyor , Lizbonu İstanbul’a benzetmelerine işte tamda bende burda karar verdim. Dar ara sokakları bitirdikten sonra Kaleye vardık.  Biraz genel bilgi vermem gerekirse; Sao Jorge Kalesi bulunduğu böldege M.Ö. 6 yüzyıldan izler bulunmuş olsada M.Ö. 2. Yüzyıldan kaldığı araştırılmış. Uzun dünem Müslümanların elinde kalan bu kale1147 yılında ilk kralı tarafından fethedilmiş.14.yüzyılda ise  bu kale kral tarafından savaşçı Sao Jorge’ye adanmış. İslami kalıntılar dahil birçok değişik kalıntı mevcut içerde.  En öenemlisi burası şehrin tepesi olduğu için çok güzel kareler yakalayacağınızdan emin olun.



Burayı bitirdikten sonra Lizbonda önemli bir yer olan Alfama bölgesini tanıtacağım . Alfama bölgesi önemli çünkü şehrin ilk , en eski mahallesiydi 1755’ de Lizbon depreminden en az etkilenmiş bölgesi. Yine dikkatimizi çeken şey, Porto’daki gibi evlerin dış kısmında çini olmasıydı. Sanıyoruzki çini Portekiz halkı için bir kültür.

  
Başkentin göbeğinde bir köy yaşamını başka bir yerde hissetmeniz mümkün değil. Bütün sokakları dar ve evlerde karşılıklı olarak gerilmiş çamaşır ipleri vardı . Gerçekten hiç yabancılık çekmedik çünkü İstanbul’dada bazı mahallelerimizde bunlar var , doğal olarak hiç yadırgamadık. 


En ilginç olan bana göre o kadar büyük bir depremde nasıl olurda bu mahalleye en ufak bir zarar gelmez , çok ilginç doğrusu… Biraz daha yukarı doğru yürüdüğümüzde  bölgenin tam ortasında bir kilise vardı ve çok güzel deniz manzarı vardı….  Komik olan başka bir olayda kilisenin önünde bir grup içki içiyordu…. Manzara tabi güzeldi ama kilisede içmek ne kadar doğru tartışılır 



Alfama bölgesinden sonra ; son olarak  Belem kulesini ve Kaşisler anıtını ziyaret etmek için yola çıktık. Belem kulesi yaklaşık 30 metre civarında olan bu kuleye çıkıp eşsiz fotoğraflar çekebilirsiniz.


Bu kule savunma amaçlı yapılmış, kule ilk inşa edildiğinde Taguz nehri içindeymiş  , 1755 depreminden sonra nehir yatağı değiştiği için kulede karaya yanaşmış. Kesme taştan yapılmış kule gözetleme kulesi olarak yapılmış… Bu arada Belem kulesi taş oyma işçiliğinin çok güzek bir örneği, muhakkar yakından görmenizi tavsiye ederiz. 5 dakika yürüme mesafesinde bulunan Kaşifler Anıtı’nın tarihini araştırdığımızda 15. Yüzyılda denizciler, sanatçılar ve bilim adamları için yapılmış. Belem kulesinden 200 metre daha yüksekti. Burada belli bir yüksekliğe kadar asansör kullandık , biraz da merdivenle çıkarak en az Belem kulesi kadar güzel manzaya geldik. Bu arada sizinle çok güzel bir bilgi paylaşmak istiyorum; bugün dünya genelinde 200 milyon kişi Portekizce konuşuyorsa ve en çok konuşulan dil sıralamasında 6.da yer almasının sebebi kaşifler ve en önemlisi Vasco De Gama’dır; Avrupa’dan çıkıp doğrudan ;Hindistan’a giden ilk kişi olarak biliniyor. Vasco de Gama köprüsünü anlatmadan önce Portekizliler için önemli olan Horozdan bahsetmek istiyorum; çok sevilmesini sebebi Hristiyan inancına göre Hz. İsa gibi uynadırıcı bir görev yaptığına inanılıyor.
Lizbonda Vasco da Gama köprüsü bence görülmesi gereken en önemli yerlerden biri.Bu köprü Tejo Nehri üzerinden geçen  ve yaklaşık 17 km’dir. Avrupa’nın en uzun köprüleri arasındadır.

    

Yapılma amacı Tajo Nehri üzerinden geçen diğer bir köprü olan 25 Nisan Köprüsünün yükünü hafifletmek amacıyla yapılmıştır. Bu köprü 29 Mart 1998 yılında açılmıştır. Biz köprünün üzerinde durup çok güzel fotoğraflar çektik ; aslında çok tehlikeli ve yasaktı. Ama bir daha gelemeyeceğimizi düşünüp böyle bir çılgınlık yaptık. Araba bozulmuş gibi yapıp dörtlülerimizi yakıp sağ tarafa geçtik ; birimiz plakayı kapattı diğerlerimiz fotoğraf çekindik . Kesinlikle boğaz havası değil okyanus havası aldık.
Güzel gezimizin sonuna geldik umarım size birazda olsa yardımcı olabilmişizdir.


 


Yorum Bırak

250 Karakterden fazla giriş yasaktır.

Booking.com